-
Bellapais (Beylerbeyi Köyü )
Yılın ilk gününe sabah erkenden başlıyoruz, pırıl pırıl bir güneş gece yağan yağmurun izleri yeşil daha bir güzel bu sabah.. Girne’nin bir güzel yanı da kuş seslerini duyuyor olmak. Burada epeyce uçan kuş görüyoruz, bu yıl çok gezeceğimize yoruyoruz bu durumu. Güzel, kahkahalarla dolu bir kahvaltı üstüne içilen Türk kahvesinin ardından Bellapais Manastırını görmek üzere yola çıkıyoruz. Bellapais bu günkü adıyla Beylerbeyi Köyü yolu boyunca bahçelerde portakallar, limonlar, mandalinalar hepsi ağaçların üzerinde unutulmuş gibi. Girne’ye 4 – 5 km. mesafede Beşparmak dağlarının eteğinde bir kayalık üzerine kurulmuş, muhteşem bir dağ ve deniz manzarasına sahip olan manastır Ada’da en sevdiğim yer. Manastır yaz döneminde 08.00-18.15, kış döneminde ise 08.00 – 14.45 saatlerinde ziyaret edilebiliyor. Manastırın yanına kadar araçla çıkılabiliyor ama bizim tercihimiz olabildiğince aşağıya park edip manastıra çıkan güzelim sokağın tadına varmak. Nereye gidersem gideyim sokaklara doyamıyorum, dar taş yoldan yürürken bahçeleri ve evlerin balkonlarındaki çiçekleri inceliyorum, sokak huzur dolu.. Manastıra ulaştığımızda muhteşem servi ağaçları ile üzerinde bir tane bile yaprağı olmamasına rağmen üzerinde meyvesi olan incir ağacı selamlıyor bizi. Bellapais Manastırı girişinde avluda biraz vakit geçirdikten sonra kiliseyi geziyoruz, Umut’un soruları bitmek bilmiyor. Manastırın tamamını gezdikten sonra görüyoruz ki manastırın en iyi durumdaki bölümü bu kilise. Manastırın tamamını gezmek epeyce zamanımızı alıyor; Ön avlu, kilise, revaklı avlu, yemekhane, mahzen, mutfak, mutfak avlusu, atölyeler, meclis odası ve kilise eşyalarının korunduğu oda. Zamanında yemekhane olarak kullanılan bölümde Papazlara yemek esnasında vaaz verilmek için kullanılan kürsü tarihi güzelliği ile duruyor, yemekhanenin akustiğini Burak hemen test ediyor ve güzelliği karşısında şaşkınlık yaşıyor. Görevliler ile sohbetimiz esnasında Manastırın bu bölümünde zaman zaman klasik müzik konserleri gerçekleştirildiğini öğreniyoruz. Umarım bir gün konser dinleme şansım olur burada. Yemekhanenin konser salonuna dönüştüğü manastırda mahzende de resim sergileri gerçekleştiriliyor.
Uzun uzun manzarayı seyrederek sonlandırıyoruz gezimizi. Manastırdan ayrılırken daha önce başka bir bahçede de dikkatimi çeken minicik mandalinaların tadına bakıyorum, İçi yoğun çekirdekli ancak çekirdekler yumuşacık yerken rahatsız etmiyor, tatlı bir mandalina. Bu arada halk arasında adının “Yusuf” olduğunu öğreniyoruz. Bundan birkaç sene öncesine kadar çok daha fazlaymış ama şimdi ağaç sayısı azalmış.
Kuzey Kıbrıs sadece lezzetli hellim yemekten ve kumar oynamaktan ibaret değil muhteşem bir tarihle doğal güzelliklerin bir arada olduğu sevimli Akdeniz kokulu bir ülke. Kuzey Kıbrıs’ın ihtiyacı olan tek şey kendisini seven insanlar..
















